Tam Ayşe Erkmen'e göre havuz problemi


Türkiye'nin en önemli güncel sanatçılarından Ayşe Erkmen, Almanya'nın en eski sergi mekânlarından Freiburg Kunstverein'da mekânı dönüştüren hayli ilginç bir sergi açtı. 'Bluish' (mavimtrak) başlıklı sergi, insanın kalbini hemen çalan görkemli cam tavanıyla eşşiz, havuzdan bozma bir tarihi binada gerçekleşiyor

FREIBURG - 1827 yılında kurulan Freiburg Kunstverein, Almanya’nın en eski (ilk kuşak ‘kunstverein’ ) sergi salonlarından biri. 1950’lere kadar klasik modernizmi kuran sanatçılara odaklanan bu sanat kurumu, daha sonra dönemin önde gelen güncel çalışmalarına ve tartışmalarına yer vermiş. Şimdilerde Caroline Käding’in direktörlüğünde dinamik bir programa sahip. Ağustos ayının ilk haftasına kadar ise Türkiye’nin en önemli güncel sanat üreticilerinden Ayşe Erkmen’in ‘Mavimtrak’ olarak Türkçeleştireceğim, ‘Bluish’ adlı solo sergisine ev sahipliği yapıyor.
‘Mavimtrak’ insanın kalbini hemen çalan görkemli cam tavanıyla eşşiz bir tarihi binada gerçekleşiyor. Freiburg Kunstverein, 1930’larda yüzme havuzu olarak yapılmış ve uzun yıllar halka açık bir havuz olarak hizmet vermiş bu tarihi binaya 1997 yılında taşınmış. 9 metre yüksekliğinde, 400 m2’lik alanda, izleyiciye açık iki kattan oluşan binanın en can alıcı yanlarından biri mimarisinde mevcut olan ve ziyaretçisini hemen içine alan ferahlık hissi, alan-hacmi. İçine aldığı her işi yutacak kadar kıskanç, güzelliğine düşkün ve doyumsuz, ama ona dokunulunca bir o kadar cömert olabilen, kalbini açabilen, tutkulu bir mimari ruha sahip. Yani tam da Ayşe Erkmen’e göre bir mekân, tam da ona göre bir problem-miş. Havuz problemi.

Mekânın ruhu
Zira Erkmen, pratiğiyle mekânların ruhuna dokunan, matematiğini bilen, bulmacasını çözen bir duyarlılıkla çalışır. Mekânların gramerini iyi oturtarak, sadece fiziksel referanslara değil, mekânların dinamik fizikselliğine de işaret eder; böylelikle mimari şifrenin arkasındaki siyasi, sosyal, tarihi ve kültürel kodlara ulaşır. Onları görünür kılar, bizimle paylaşır. Özellikle mekâna özgü üretilen işleriyle, ki bunu uzamsal (spatial) mekân anlayışı ile ürettiği bazı videolarında da görmek mümkün, izleyicide tuhaf bir aydınlanma hissi bırakır; bu his, orada olmanın ve mekânın fizikselliğini paylaşmanın getirdiği, görmeye ve bakmaya dair siyasi ve tarihi ipuçları veren bir kavrayıştır.
Şiirsel değildir, ama şiirin içindeki saydamlıktan beslenir. Güzeldir, ama sadece estetik temsile dayalı bir yapıya oturtulamaz. O nedenle de ‘site-specificity’ (mekâna özgücülük) tartışmasının en bunalttığı anlarda belirerek, problematiği tek taraflı algılardan kurtarır; meseleyi sanat felsefesinin temel sorularına getirir. Bir mekânın yaratılmasında ve algılanmasında, hafızanın, zamanın ve alegorinin rollerini yeniden sorgular ve (bir unutulmaz Radiohead şarkısındaki gibi) sorar; her şey yerli yerinde -mi?
‘Mavimtrak’ içinde iki tanesi Freiburg Kunstverein için üretilmiş, üç tane Ayşe Erkmen işi barındırıyor. Bunlardan en göz alıcısı, bakmaya doyamacağınız, havada asılı duran bir yerleştirme. Masmavi. Tavandan gelen ışığın değişen renklerine göre -gün içinde- tonu açılan, koyulaşan bir mavilik. Bize mekânın eski bir havuzdan bozma olduğunu hatırlatan; uçurtma ve hafif yelken malzemesinden üretilmiş, üzerinde bastığımız zeminin altında duran havuzun ölçüsünün iki katı, haliyle de o ‘tarihi’ havuzu yeniden üreten bir matematikle havada beliren yeni bir havuz. Mavi renkteki malzemesiyle su, ölçeğiyle havuz ama havadan yükselen, tavandan sarkan, mekâna gökyüzünü getiren bir çekim. Gökçekimi. Bizi yerçekiminden kurtaran, yukarı doğru çeken, esrik bir özgürlük ve anlık bir ferahlık hissi veren, son derece fiziksel bir anıt. Havada asılı duran bir havuz problemi.

Çocukluğun uçurtmaları
Aynı anda bütün kapılar açıldığında içeriye ne kadar izleyici kaç dakikada dolar? Kaç tanesi ne kadar süre ile yukarı bakar, bakmaya devam eder ve yeni sorular üretir? Hangisi hâlâ çocukluğunun uçurtmalarına ve hayallerine sadık, hangisi en son ne zaman çimlere sırtüstü uzanıp gökyüzüne baktı? Bu mavi yerleştirmenin Freiburg’un havasıyla suyuyla da barışık, şehrin bağlamıyla da ilişkili bir dili var. Alman ‘Alman’ bir şehir olmayan Freiburg, İsviçre ve Fransa sınırında olmasının sonucu kültürel olarak melez bir atmosfere sahip; biraz turistik, sayfiyemsi, rahat bir şehir; şehri kesen kanallarıyla zaten ‘sulu’ hatta ıslak bir alan.
Kunstverein’ın hemen önünden akan suyu mekânın içinde devam ettiren bu yerleştirme yalnız değil. Ona, hemen yanıbaşında Freiburg versiyonu olarak üretilmiş bir Ayşe Erkmen videosu eşlik etmekte; bir genç kız şaçını kurulamakta. Loop.

Özgürleşme mücadelesi
Geçtiğimiz sene Berlin/Hamburger Bahnhof’ta gerçekleşen kapsamlı solo sergisinde de gördüğümüz bir projeksiyon ise üst katta yer alıyor; çeşitli coğrafi iklimlerden alınmış ikonik-ironik manzara resimleri dijital bir yükleme sürecini anımsatan bir dille (anbean) yavaş yavaş, kesit kesit açılıyor. Üst kattan bakıldığında içi boş bir deniz yatağına dönüşen bizim ‘mavimtrak’ yerleştirmenin arkasına geçiveriyor. Bizi zamanın suya dair izlerinde, hafıza-tarihinde ve akışında dolaştırarak, bu sergide yeni anlamlar kazanıyor. Mekânın mimari tarihi/tarihi hikayesi, evsensel bir dekora dönüşüveriyor, kendi mekânını yaratarak Freiburg’tan dünyaya açılıyor... Umut hiç bitmez ama ya birgün su biterse?
Karaman’da doğan, Freiburg’da yaşayan teyzem, sergi programı içindeki konuşmamdan sonra ona küçük bir tur veren Caroline ile sosyalleşirken -mavi yerleştirmeyi işaret ederek- Almanca şöyle bir şeyler diyor; “Hep baskı altında geçen genç kızlığımı hatırladım, özgürleşmek için verdiğim çabayı...” Ben de onu dinlerken, Adalet Ağaoğlu’nun ‘Ölmeye Yatmak’ını hatırlıyorum. Ayşe Erkmen haklı. Özgürlüğün rengi mavi, nam-ı diğer gökçekimi.

Home | Articles | Events | Announcements | Groups | Gallery | Newsletter Archive | About | Legal | Contact Us